Sitenin sağında bir giydirme reklam
YELİZ ÖZTÜRK (Eğitimci Bakış)
Köşe Yazarı
YELİZ ÖZTÜRK (Eğitimci Bakış)
 

TELAFİDE BENDE VARIM OYUNU!

Bir buçuk yıla yakın bir süre devam eden uzaktan eğitimin öğrencilerin zihinsel ve ruhsal dünyalarında yaratmış olabileceği hasarı, bir nebze olsun onarmayı amaçlayan ancak, etraflıca düşünülüp planlanmadığı açıkça belli olan telafi eğitimi, ne yazık ki umut verici görünmüyor. Temeli sağlam olmayan iş, ne kadar iyi niyetle yola çıkılsa da göz boyamaktan öteye geçmiyor. Bakanlığın 5 Temmuz ile 31 Ağustos arasında okullarda gerçekleştirileceğini ifade ettiği telafi eğitimi hakkında, hala cevabı verilmemiş sorular bulunmakta. Okullar imkânları dâhilinde neler yapabileceklerini görüşürken ve bir etkinlik grubu için en az on iki öğrencinin olması şartı varken okulun temizlik işlerinden sorumlu personelin bu süre içerisinde işten çıkarılmış olması, bu sorulardan yalnızca biri. Milli Eğitim Bakanı, bir gazeteciye açıklıyor, mesela diyor: “Bir öğretmen, tatilini geçireceği yerde bulunduğu yere yakın bir okula gidip ‘Telafi eğitiminde ben de varım.’ diyebilecek. Aynı durum, öğrenci için de geçerli.” Kulağa hoş geliyor tabii ama okullar, telafi eğitimi kapsamında ne tür faaliyetlere yer verebileceklerini şimdiden planlamak durumunda. Faaliyeti yürütecek olan gönüllü öğretmenler belli olmalı ki telafi eğitim programı katılımcılara ilan edilebilsin. Görünen o ki belirsizlik nedeni ile öğretmenlerin birçoğu da, telafi eğitimine katılma konusunda istekli değil. Taşımalı eğitim yapan okullar, telafi eğitiminde ne kadar düşünüldü? Mevcut duruma göre, taşıma servislerinin görevi, 2 Temmuz’da sona eriyor. Bu tarihten sonra telafi eğitimine katılmak isteyen öğrenciler, kendi imkânları ile okula gelecek. Bu demek oluyor ki oldukça dağınık bir alana yayılmış olan taşımalı eğitim öğrencileri, telafi eğitiminden yararlanamayacak. Hatırlamakta fayda var, eğitimde ailenin ekonomik seviyesi kadar çocuğu için para harcama isteği de önemlidir. Haliyle bu öğrencilerin birçoğu maalesef “Telafide ben de varım.” diyemeyecek. Hay Allah! Oysa uzaktan eğitim süreci, en fazla çoğunluğunu düşük gelirli aile çocuklarının oluşturduğu taşımalı eğitim veren okulları etkiledi. Öğrenciler, hafta sonu servis ücretleri karşılanmadığından DYK’ya katılarak öğrenme kayıplarını telafi edemedi, okula servisle gelip servisle gitmek zorunda kaldıklarından hiçbir sosyal etkinliğin içinde yer alamadı. Şimdi ise yaz boyu sürecek telafi eğitimi, konuşuluyor.     “Bir grup çocuk, oyuna hazırlanıyor. Oyunun önceden belirlenmiş, belli bir kuralı yok. Kurallar, oyun içerisinde oluşturuluyor. Şöyle ki bir sorunla karşılaşıldığında, hadi böyle yapalım deniyor ve kural belirleniyor. Oyunun ismi “Telafide Ben de Varım”. Öğrenciler, yerde bağdaş kurarak oturmuş, bir öğrenci gözleri bağlı ortada. “Telafide ben de varım, servisim nerede?” diyor. Ses yok. Çocuk oyun dışı! Başka bir çocuk, “Telafide ben de varım, öğretmenim nerede?” diye soruyor. Ses yok. Çocuk oyun dışı! Bir diğer çocuk, “Telafide ben de varım, hizmetliler nerede?” diyor. Yine ses yok. Çocuk oyun dışı! ... Çocuklar, oyuna başlayamıyor ve oyun başlamadan sona eriyor.” Eğitim sistemimizin temeli ekonomik yapıya dayanan ve artık kısır bir döngü halini almış çok ciddi sorunları var. Bu esas sorunları göz ardı ederek temeli değil çatıyı onarmaya kalkınca ortaya güler misin ağlar mısın misali durumlar çıkıyor. Son zamanlarda uzunca bir süre zikrettiği “fırsat eşitliği” kavramını terk ederek “fırsat adaleti” kavramını kullanmaya başlayan Bakan, bunun nedenini de herkese eşit davranmanın muhtaçlığın giderilmesinde yeterli olmaması ile açıklıyor. Anlıyoruz ki Bakan, bazı grupların adalete daha çok ihtiyacı olduğunu anlatmak istiyor. Anlamadığımız, “Bakan, niçin söylediğinin tersini yapıyor?”    
Ekleme Tarihi: 17 Haziran 2021 - Perşembe

TELAFİDE BENDE VARIM OYUNU!

Bir buçuk yıla yakın bir süre devam eden uzaktan eğitimin öğrencilerin zihinsel ve ruhsal dünyalarında yaratmış olabileceği hasarı, bir nebze olsun onarmayı amaçlayan ancak, etraflıca düşünülüp planlanmadığı açıkça belli olan telafi eğitimi, ne yazık ki umut verici görünmüyor. Temeli sağlam olmayan iş, ne kadar iyi niyetle yola çıkılsa da göz boyamaktan öteye geçmiyor. Bakanlığın 5 Temmuz ile 31 Ağustos arasında okullarda gerçekleştirileceğini ifade ettiği telafi eğitimi hakkında, hala cevabı verilmemiş sorular bulunmakta. Okullar imkânları dâhilinde neler yapabileceklerini görüşürken ve bir etkinlik grubu için en az on iki öğrencinin olması şartı varken okulun temizlik işlerinden sorumlu personelin bu süre içerisinde işten çıkarılmış olması, bu sorulardan yalnızca biri.

Milli Eğitim Bakanı, bir gazeteciye açıklıyor, mesela diyor: “Bir öğretmen, tatilini geçireceği yerde bulunduğu yere yakın bir okula gidip ‘Telafi eğitiminde ben de varım.’ diyebilecek. Aynı durum, öğrenci için de geçerli.” Kulağa hoş geliyor tabii ama okullar, telafi eğitimi kapsamında ne tür faaliyetlere yer verebileceklerini şimdiden planlamak durumunda. Faaliyeti yürütecek olan gönüllü öğretmenler belli olmalı ki telafi eğitim programı katılımcılara ilan edilebilsin. Görünen o ki belirsizlik nedeni ile öğretmenlerin birçoğu da, telafi eğitimine katılma konusunda istekli değil.

Taşımalı eğitim yapan okullar, telafi eğitiminde ne kadar düşünüldü? Mevcut duruma göre, taşıma servislerinin görevi, 2 Temmuz’da sona eriyor. Bu tarihten sonra telafi eğitimine katılmak isteyen öğrenciler, kendi imkânları ile okula gelecek. Bu demek oluyor ki oldukça dağınık bir alana yayılmış olan taşımalı eğitim öğrencileri, telafi eğitiminden yararlanamayacak. Hatırlamakta fayda var, eğitimde ailenin ekonomik seviyesi kadar çocuğu için para harcama isteği de önemlidir. Haliyle bu öğrencilerin birçoğu maalesef “Telafide ben de varım.” diyemeyecek. Hay Allah! Oysa uzaktan eğitim süreci, en fazla çoğunluğunu düşük gelirli aile çocuklarının oluşturduğu taşımalı eğitim veren okulları etkiledi. Öğrenciler, hafta sonu servis ücretleri karşılanmadığından DYK’ya katılarak öğrenme kayıplarını telafi edemedi, okula servisle gelip servisle gitmek zorunda kaldıklarından hiçbir sosyal etkinliğin içinde yer alamadı. Şimdi ise yaz boyu sürecek telafi eğitimi, konuşuluyor.

    “Bir grup çocuk, oyuna hazırlanıyor. Oyunun önceden belirlenmiş, belli bir kuralı yok. Kurallar, oyun içerisinde oluşturuluyor. Şöyle ki bir sorunla karşılaşıldığında, hadi böyle yapalım deniyor ve kural belirleniyor. Oyunun ismi “Telafide Ben de Varım”. Öğrenciler, yerde bağdaş kurarak oturmuş, bir öğrenci gözleri bağlı ortada. “Telafide ben de varım, servisim nerede?” diyor. Ses yok. Çocuk oyun dışı! Başka bir çocuk, “Telafide ben de varım, öğretmenim nerede?” diye soruyor. Ses yok. Çocuk oyun dışı! Bir diğer çocuk, “Telafide ben de varım, hizmetliler nerede?” diyor. Yine ses yok. Çocuk oyun dışı! ... Çocuklar, oyuna başlayamıyor ve oyun başlamadan sona eriyor.”

Eğitim sistemimizin temeli ekonomik yapıya dayanan ve artık kısır bir döngü halini almış çok ciddi sorunları var. Bu esas sorunları göz ardı ederek temeli değil çatıyı onarmaya kalkınca ortaya güler misin ağlar mısın misali durumlar çıkıyor.

Son zamanlarda uzunca bir süre zikrettiği “fırsat eşitliği” kavramını terk ederek “fırsat adaleti” kavramını kullanmaya başlayan Bakan, bunun nedenini de herkese eşit davranmanın muhtaçlığın giderilmesinde yeterli olmaması ile açıklıyor. Anlıyoruz ki Bakan, bazı grupların adalete daha çok ihtiyacı olduğunu anlatmak istiyor. Anlamadığımız, “Bakan, niçin söylediğinin tersini yapıyor?”

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batikaradenizhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.